Deniz Tekin
Ayrılık
Deniz TekinAyrılık

İsteyerek de olsa istemeyerek de olsa ayrılığın her türlüsü kötüdür.. Sancılı bir süreç ama önemli olan iyi yönetebilmek. Ben sanırım iyi yönetemeyenler tarafındayım 🙂

Fakat bunun yanında da yaşadığı her şeyden ders çıkaran bir insan oldum hep. Buna istinaden ilk adım olarak ayrılığı, yaşananları kabullenmek ve önüne bakmak gerek bence. Önüne bakmaktan kastım yaşananları unutup hiç bir şey olmamış gibi davranmak değil, zaten bunu istesek de yapamayız. Demiyorum ki ağlamayın acısını çekmeyin veya mutluy-muş gibi yapın. Bunlar duygularınızı bastırmaktan başka bir şey değil. Ki bunun acısı da yok sayarak veya bastırarak ilerlediğiniz de saçma sapan bir patlak verebilir. Annenize bugün ne yemek yaptığını sorup ”bezelye” cevabını alınca hüngür güngür ağlatabilir. (yaşandı diye değil yahu)..

Evren öyle bir şey ki sana beklediğini, istediğini istediğin zamanda vermeyerek sabrı öğretiyor. Ve öyle ki neyden vazgeçersen beklemeyi bırakıp önüne bakarsan, beklemediğin zamanda beklemediğin şekilde karşına çıkarıyor. O zaman da gereği kalıyor mu?.. sanmam. Bazı şeyler zamanın da iş işten geçmemişken güzel.

Yani demem o ki; bu süreci en iyi yöneten şey zaman ve adalet. Oturup kendinizi sorgulayın. Kendi içinizde mahkemenizi kurun ve adaletli olun. Kim olursa olsun eğer bu terazide kendinizi haksız görüyorsanız ve hala bir şeylerin düzelebileceği umudunu taşıyorsanız ”özür dileyin”. Eğer kendim de bir şeyleri yok edebilseydim gurur sandığım nankör şeyi ve inadı yok ederdim. Kendimden ve hayatıma girmiş olan herkesten bu yüzden özür dilerim. Ben her şeyi evrenin adaletine ve eğer onlar da isteseydi ellerimi bırakmayı değil yanımda olmayı tercih ederlerdi deyip zamana bırakıyorum veya kendimi avutuyorum bilmiyorum heheh 🙂

Bir de bir yazı var ki içinde kendinizi bulacağınız… İyi okumalar, Mutlu günler!

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak…

Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz…

Sokağa fırlayacaksınız…

Sokaklar da dar gelecek…

Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi…

Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü…

Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz…

Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan…

“Önemli olan sağlık.”

“Yaşamak güzel.”

“Boşver, her şey unutulur.”

Siz hiçbirini duymayacaksınız…

Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.

O’ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz…

Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz…

“Ölüme çare bulundu” ya da “Yarın kıyamet kopacakmış”’ deseler başınızı kaldırıp “Ne dedin?” diye sormayacaksınız…

Yalnız kalmak isteyeceksiniz…

Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…

İkisi de yetmeyecek.

Geçmişi düşüneceksiniz… Neredeyse dakika dakika… Ama kötüleri atlayarak…

Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz… Gittiğiniz yerlere gitmek…

Bu size hiç iyi gelmeyecek… Ama bile bile yapacaksınız.

Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız… Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz.

Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz…

Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz…

Herkesi ona benzetip…

Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız…

Hiçbir şey oyalamayacak sizi…

İlaçlara sığınacaksınız… Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan… Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren…

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek… Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz…

Uyumak zor, uyanmak kolay olacak…

Sabahı iple çekeceksiniz… Bazen de “Hiç güneş doğmasa” diyeceksiniz.

Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler…

Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz…

Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz… Nafile… Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek…

Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz… Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz…

Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz… Aramayacağını bile bile… Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek… Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla…

Yüreğiniz burkulacak…

Canınız yanacak…

Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.

Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden…

Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız… Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz…

Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz… Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek…

Ama bir umut… Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu… Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak…

Gel gitler içinde yaşayacaksınız…

Buna yaşamak denirse…

Konuyla alakalı film önerisi;

CLOSER (2004)